Pazar 22 Mart 2026 - 21:04
Amerika ve İsrail’in Cinayetlerini Görmezden Gelmek İnsaflı Bir Tutum mu?

Havza / İran İlim Havzaları Müdürü Ayetullah Ali Rıza Ârafi, El-Ezher Şeyhi Dr. Ahmet et-Tayyib’e gönderdiği mektupta bu kurumun son bildirisini yeniden gözden geçirmesini istedi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin son savaşta kendisini savunduğunu vurguladı. Ayetullah Ârafi Amerika ve İsrail’in İran halkına karşı işlediği cinayetleri görmezden gelmeyi “apaçık bir adaletsizlik ve şer’î ölçülerden uzaklaşma” olarak nitelendirdi.

Havza Haber Ajansı Çeviri Grubu’nun bildirdiğine göre El-Ezher'in bölgedeki mevcut gelişmeler hakkında yayımladığı son bildirisine tepki olarak İran İlim Havzaları Müdürü Ayetullah Ali Rıza Ârafi El‑Ezher Şeyhi’ne hitaben Arapça bir bildiri yayımladı. Bu bildiride mevcut çatışmanın tarihî ve medenî bağlamı içinde okunmasının gerekliliğini vurguladı ve İran İslam Cumhuriyeti’nin çatışmayı başlatmadığını bilakis tekrarlanan saldırılardan sonra kendi egemenliğini ve milletinin onurunu savunduğunu belirtti.

Bildirinin tercümesi şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim

“Zulme uğratıldıkları için savaşmalarına izin verildi. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye elbette kadirdir.” (Hac / 39)

El‑Ezher Şeyhi Sayın Şeyh Dr. Ahmet et‑Tayyib (Allah onu korusun), Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Şer’î ve ahlakî sorumluluk hepimizi Allah için, Resulü için, Müslümanların önderleri ve ümmetin geneli için hayır dilemeye mecbur kılar. Köklü El‑Ezher kurumuna duyduğumuz sevgi ve saygı sebebiyle -ki bu kurum asırlar boyunca mutedil ilmin sembolü ve parlak bir yaklaşımın temsilcisi olmuş ve ümmeti ortak bir söz etrafında toplamıştır- huzurunuza şu birkaç cümleyi arz ediyoruz.

Ümmetin kaderini ilgilendiren meselelerde sizin akıllı ve bilinçli tutumlarınızı takdir ediyor ve övüyoruz. Filistin davasına yardım etme, mazlum Filistin halkının haklarını savunma, İslam saflarının birliğine çağrı yapma, mezhepler arasında yakınlaşmayı güçlendirme ve ümmetin onsuz ayakta kalamayacağı İslami kardeşlik değerlerini pekiştirme yolunda yaptığınız mübarek çabaları çok iyi biliyoruz. Sizden beklediğimiz bu şerefli tutumlar El‑Ezher’in bölgedeki mevcut gelişmeler hakkında yayımladığı son bildirge karşısında bizi uzun bir duraksamaya sevk etti. Sizden samimiyetle hiçbir şer’î, siyasi veya ahlaki hükmün görmezden gelemeyeceği büyük gerçekler ışığında bu bildiriyi yeniden gözden geçirmenizi ve şu noktalara dikkat etmenizi istiyoruz:

Bir: Bugün sürmekte olan savaşın doğru anlaşılması, tarihî ve medenî bağlamı dikkate alınmadan ve tutumların sapmasını önleyecek büyük planların çerçevesi içinde değerlendirilmeden mümkün değildir. Bölgenin tanık olduğu şey Batı‑Amerikan sömürgeci projesiyle yürüyen medeniyetler arası mücadelenin bir halkasıdır. Bu proje uzun zamandır bölgenin haritasını kendi çıkarlarına göre yeniden düzenlemeye, ümmetin güçlerini parçalamaya ve bizi asıl çatışmanın merkezinden uzaklaştıran küçük çatışmaları alevlendirmeye çalışmaktadır. Böylece bizi gerçek büyük savaşlardan gafil bırakmaktadır. Bu projenin özü İslam ümmetinin zenginlikleri ve mukaddesleri üzerinde egemenlik kurmak ve İslam dünyasının kalbinde bu projenin mızrak ucu olan Siyonist rejimi korumaktır.

İki: Bizim kanaatimize göre Filistin meselesi hâlâ bu ümmetin merkezî meselesidir. Filistin halkının seksen yıldır işgal, zulüm, sürgün ve kutsal mekânların Yahudileştirilmesi sebebiyle çektiği acı, ümmetin vicdanını kanatan bir yaradır. Bu hakikati görmezden gelen her olay, değerlendirilmesi gereken asıl sebebi göz ardı eder ve sadece sonuçlara bakar. Çünkü El‑Ezher’in galeyana gelip onları savunmak için bildirge yayımladığı o kimseler bölgenin imkânları üzerinde Siyonist hâkimiyetini genişletmekle meşgul olup ümmetin evlatlarına karşı işlediği katliamlarda Netanyahu’nun yanında durmaktadırlar.

Onlar bu süreçte Siyonist rejime karşı direnişin destek merkezini ve Filistin davasının savunulmasındaki son siper olan yeri görmezden gelmişlerdir. Bu noktada bildiriyi yayımlayanlar Filistin davasını savunanlara karşı ümmetin düşmanlarının değirmenine su taşımaktadır.

Üç: Size ve bütün İslam ümmetine ısrarla bildiriyoruz ki İran İslam Cumhuriyeti’nin ümmetin birliğine, kardeşliğine ve onun parçaları arasındaki derin dayanışmaya olan sarsılmaz inancı bir slogan değildir. Bu onlarca yıldır izlediğimiz ve hâlâ bağlı kaldığımız politikaların ve pratik programların temelidir. Amacımız çatışma ve ayrılık değil yakınlaşma ve birliktir.

Bu gerçekleri rehberlerimiz sahalarda, alimlerimiz ve büyük mercilerimiz Necef‑i Eşref ve Kum İlim Havzası’nda ve tüm düşünce ve inanç merkezlerimizde somutlaştırmışlardır. İmam Humeyni (r.a.) de çağdaş İslam hareketinin temellerinde bunlara dayanmıştır. Allah’tan diliyoruz ki bu ümmet için bu mübarek yolu destekleyecek büyük şahsiyetler hazırlasın ve sözleri ile fiillerini bu yolda uyumlu kılsın.

Dört: Ne yakın ne de uzak tarihte, İslam İnkılabı’nın Müslümanlar arasında bir savaşı ya da çatışmayı başlatan taraf olduğu hatırlanmamaktadır. Biz her zaman iyi komşuluğa ve tecavüzden uzak durmaya bağlı kalmışızdır. Bazı Fars Körfezi ülkelerinin doğrudan arkasında olduğu, hatta bazılarının mali desteğiyle yürütülen yıkıcı savaşlara ve İran İslam Cumhuriyeti'nin en büyük insanlık cinayetlerine, savaşlara, fitnelere, terör eylemlerine ve geniş çaplı yıkımlara maruz kalmasına rağmen, her zaman ateşleri söndürmek ve Arap ve İslam ülkeleriyle ilişkilerde sükûnet ve hoşgörü politikasını benimseyerek sürekli çaba sarf ettik. Bununla birlikte, bu kez komşu Fars Körfezi topraklarındaki açık ve gizli Amerikan ve İsrail üsleri tarafından – büyük bir üzüntüyle – açık bir saldırıya ve net bir zulme maruz kaldık ve bu, bölgenin stratejik gerçeğine vakıf hiçbir akıl sahibinin inkâr edemeyeceği bir hakikattir.

Dünya, İslam İnkılabı’nın bu çok boyutlu savaşın başlatıcısı olmadığını gördü. Barışçıl yollarla sorunları çözmek için müzakere masasına oturduğu bir zamanda, bu savaş ona dayatıldı. Bugün İran İslam Cumhuriyeti'nin yaptıkları kendi egemenliğini, milletinin onurunun ve hatta zalim düşman taraflarının sömürgeci iradelerine tabi kılmaya ve tüm kaderlerini ele geçirmeye ısrar ettikleri bölgesel güçlerin savunmasının bir parçasıdır. Pek çok İslam ülkesinin bu net gerçeği görmezden gelmesi ve bu açık zulmü kınamada ahlaki, insani ve şer’î açıdan kusur göstermesi üzücüdür. Daha da üzücüsü, her ne şekilde olursa olsun saldırganların yanında yer almalarıdır.

Beş: Geçmiş on yılların yolu, İslam İnkılabı’nın bölge halklarına ve ülkelerine bakışının, en zor koşullarda bile sevgi, kardeşlik ve dostluk bakışı olduğunun iyi bir kanıtıdır. Biz herkese iyilik eli uzattık ve iş birliği teklif ettik, ağır ve yüksek bedeller ödedik. Bazı Fars Körfezi ülkelerinin aynı anda refah arayışı ve işgalciler ve sömürgecilerle geniş ilişkiler kurmakla meşgul olduğu bir dönemde, küresel ekonomik zulümlerin en şiddetlisinden acı çekmeye razı olduk. Bu ülkeler, İsrail ve Amerika’nın kışkırtmasıyla halkımıza ve güvenliğimize karşı yürütülen cehennemî güvenlik, askerî ve istihbarat planlarında kullanılan düşmanın en tehlikeli ön cephe üslerine ev sahipliği yapmaktadırlar. Buna rağmen bizim kapılarımız diyalog ve iş birliğine açıktı ve milletimiz İslami ve insani ilkelerine sadık kaldı. Asla Filistin ve bölgedeki Arap milletlerini savunmakta ısrar ettiğimiz için İsrail ve Amerika’nın bize karşı yürüttüğü savaş sırasında bize karşı sesler yükseleceğini ve masraflı ve zorlu mücadelemizin göz ardı edileceğini düşünmezdik. Asla savaşın gerçek nedenlerinin ve başlatıcı tarafların göz ardı edildiği, İsrail-Amerikan saldırganlığının yanında yer alındığı, şaşırtıcı bir ihanet ve adaletsizliğe tanık olacağımızı zannetmezdik.

Altı: Zalim ve saldırıya uğrayan tarafa karşı inkârcı veriler, bizden alınan tertemiz ruhları ve İranlı Müslüman komşunuza karşı gerçekleştirilen feci cinayetleri göz ardı etmiştir. Bunların arasında altyapının sistematik olarak yok edilmesi, binlerce sivil merkezin hedef alınması, önemli bilim insanları ve rehberlerin şehit edilmesi ve hepsinin başında da ümmetin işgal ve istikbâra karşı önceki siperinde yer alan, ümmetin birliği ve dayanışma çağrısının en büyük destekçisi ve aktif bir merci olan Ayetullah el-Uzma Hamaney’in suikastı cinayeti yer almaktadır.

İşgalci Amerikan ve İsrail güçlerinin bu saldırıyı geniş ve korkunç bir yıkımla başlattığı gerçeğini göz ardı etmek üzücüdür. Bu, adaletin ve insafın en temel ilkelerinden sapmanın en iyi kanıtıdır. Bu güçler on binlerce İranlı vatandaşın evlerini yıktılar ve savunmasız binlerce sivil çocuk, kadın ve erkeği şehit edip yaraladılar.

Biz geçen on yıllar boyunca, önde gelenlerin ve dinî kurumların dünyevî ya da dünyevî olmayan çıkarları üzerinde küresel güçlerin hâkimiyetinden duydukları korku nedeniyle sergiledikleri açık ve utanç verici suskunluk ve zilleti anlamıştık ve hâlâ da anlamaya devam ediyoruz.

Ancak asla bir gün bu kurumların vahşi celladın yanında yer aldığını, Gazze ve Filistin’deki açık bir soykırımın sorumlusunun cinayetlerine karşı direniş, sebat ve fedakârlık gösteren ana İslami tarafa karşı sessiz kalacağını düşünmezdik. Bu, dünya var olduğu sürece unutulmayacak bir durumdur.
Bir yandan İran halkına karşı işlenen feci suçlar göz ardı edilirken diğer yandan da komşuluk kurallarını gözetmeyen ve İran halkının haklarına saygı duymayan bazı komşu ülkelerdeki düşman üslerine karşı tepkisi kınanmaktadır. Bu davranış, adaletsizlikten ve şer’î ölçütlerden uzaklaşmaktan başka bir şey değildir.

Şer’î vazife ümmetin bu büyük hadiseler karşısında genel bir hüküm vermeden önce tefekkürle ve sorgulamayla yaklaşmasını ve bunlar üzerinde düşünmesini gerektirir.

Her ne kadar El‑Ezher bildirgesinde savaşın ve kan dökülmesinin durdurulmasına dair kaygı ifade eden bazı sözleri takdir ediyor olsak da bu bildiri çatışmanın sonuçları ve ortaya çıkan durumları ele almış fakat bu felaketin asıl sebeplerini görmezden gelmiştir. Saldırı hakkında susmuş ve bombardıman ve yıkım altında hayatını kaybeden masum sivillerden oluşan binlerce kurbanı unutmuştur. Adalet ve insafa hükmeden İslam şeriatı herkese şu görevi yükler: Mazlum kim olursa olsun onun yanında durmak ve onun tepkilerini anlatmadan önce adaletle davranmak gerekir. Özellikle de zulme uğramış ve ümmetin idealleri uğruna ağır bedeller ödemiş bir mazlum söz konusu olduğunda! 

Son olarak ümmetin karşı karşıya bulunduğu sıkıntılar ve hepimizden hikmetli bir duruş ve derin bir basiret talep eden şartlar dikkate alındığında bu son çağrıyı yapmak zorundayız. Bu sebeple zat‑ı âlinize şu teklifi sunuyoruz: El‑Ezher öncülük etsin ve ümmetin âlimleri arasında genel olarak, özellikle de Necef ve Kum mercileri ile El‑Ezher alimleri arasında derin ve kapsamlı bir bağ kurulsun. Çünkü ilmî ve adil bir diyalog ve sakin düşünsel bir konuşma, ortak anlayışlara ve ümmetimizi bu felaket girdabından çıkaracak pratik mekanizmalara ulaşmanın yoludur. Böylece ümmet yücelişe, ilerlemeye ve kapsamlı gelişmeye yönelir ve bölge hiçbir şeyi geride bırakmayan savaşların belâsından kurtulur.

Yüce Allah’tan El‑Ezher’i ilim ve adaletin sembolü olarak korumasını diliyoruz. Herkesi doğru yola yöneltmesini ve ümmeti hak ekseni etrafında birleştirmesini niyaz ediyoruz. Şüphesiz O, bu işin velisi ve buna kadir olandır.

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

İlim Havzaları Müdürü

Ali Rıza Ârafi


Havza Haber Ajansı’nın Arapça bölümünden Arapça metni okumak için buraya tıklayın.

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha